İlişkiler 4 dk okuma Selen Arıkan
Başkasını Değiştirmeye Çalışmak: İlişkilerde Israrın Sınırı Nerede?
Yakınımızın bir alışkanlığını değiştirmek için ısrar etmek neden ters teper, hangi davranışlar dışarıdan etkilenebilir ve bırakma noktası nasıl belirlenir?
Yakınımızdaki birinin, kendisine iyi gelmediğini düşündüğümüz bir davranışı vardır. Söyleriz, dinlemez. Tekrar söyleriz, savunmaya geçer. Üçüncüde artık konu davranış olmaktan çıkar, ilişkinin kendisine dönüşür. Başkasını değiştirmeye çalışmak, iyi niyetle başlayıp en çok yıpratan sürtüşmelerden birine dönüşebilir. Bunun nedeni genellikle söylenen şey değil, söylenme biçimi ve sıklığıdır.
Neden Israr Ederiz?
Bir yakınımızın davranışını değiştirmek istememizin arkasında çoğu zaman gerçek bir kaygı vardır. Ancak ısrarı sürdüren şey yalnızca bu kaygı değildir. Birkaç etken devreye girer:
- Sorumluluk hissi: Yakınımızdaki kişinin durumundan kendimizi bir ölçüde sorumlu tutarız. Bu his, müdahaleyi görev gibi gösterir.
- Kaygıyı azaltma isteği: Israr etmek, çoğu zaman karşı tarafa değil kendi endişemize yöneliktir. Bir şey söylemek, endişeyi geçici olarak hafifletir.
- Haklı olma ihtiyacı: Söylenen şey doğru olduğunda, kabul edilmemesi kişisel bir mesele haline gelebilir.
- Etki yanılgısı: Yeterince iyi anlatılırsa karşı tarafın ikna olacağı düşünülür. Oysa çoğu davranış bilgi eksikliğinden değil, alışkanlıktan sürer.
Israr Neden Ters Teper?
Tekrarlanan uyarılar, çoğu zaman değiştirmesi istenen davranışı güçlendirir. Bunun birkaç nedeni vardır. Birincisi, sürekli hatırlatılan bir konu artık kişinin kendi kararı olmaktan çıkar; başkasının dayatması haline gelir. İkincisi, insan özerkliğine yönelik baskıyı fark ettiğinde doğal olarak direnir. Üçüncüsü ise, konuşma tekrarlandıkça karşı tarafın hazırlıklı savunmaları oluşur ve gerçek konuşma imkânı kaybolur.
Bu yüzden bir konuyu üçüncü kez aynı biçimde söylemek, birinci kereye göre neredeyse hiçbir katkı sağlamaz. Değişen tek şey, ilişkideki gerginliğin artmasıdır.
Değiştirilebilen ve Değiştirilemeyen
Ayrım yapmadan girişilen her çaba boşa gider. Kabaca üç kategori vardır:
- Bilgiyle değişebilenler: Kişi gerçekten bilmiyordur. Bir kez, sakin biçimde söylenmesi yeterlidir. Bu grup sanılandan küçüktür.
- Ortamla değişebilenler: Kişi bilir ama alışkanlık ve çevre koşulları sürdürür. Burada konuşmak değil, koşulları değiştirmek işe yarar.
- Ancak kişinin kendi kararıyla değişebilenler: Kimlikle, geçmişle ya da derin tercihlerle bağlantılı davranışlar. Dışarıdan yapılan baskı burada neredeyse her zaman ters etki yaratır.
İkinci gruptaki davranışlar, çabanın en verimli olduğu alandır. Çünkü tartışmadan, ortam üzerinden ilerlemek mümkündür. Damak alışkanlıkları buna iyi bir örnektir: bir yakınınıza sürekli hatırlatmak yerine, mutfaktaki düzeni kademeli olarak değiştirmek çok daha etkilidir. Nitekim tuzu azaltırken sodyumun nerede gizlendiği ve damağın nasıl alıştığı incelendiğinde, değişimin fark edilmeyecek kadar küçük adımlarla yürüdüğü görülür. Aynı ilke pek çok alışkanlık için geçerlidir.
Bir Kez Söylemenin Doğru Yolu
Endişenizi hiç dile getirmemek de doğru değildir. Mesele, bunu nasıl ve kaç kez yaptığınızdır. Etkili bir konuşmanın birkaç özelliği vardır:
- Zamanlama: Davranışın tam ortasında ya da bir gerginlik anında söylenen şey, tavsiye değil eleştiri olarak algılanır. Sakin bir zaman seçmek, aynı cümleyi tamamen farklı bir şeye dönüştürür.
- Kendi tarafınızdan konuşmak: "Sen şunu yapıyorsun" yerine "ben şundan endişeleniyorum" demek, karşı tarafın savunmaya geçme ihtimalini düşürür.
- Tek seferlik olması: Söylenmiş olması yeterlidir. Tekrarlamak bilgiyi artırmaz, yalnızca baskıyı artırır.
- Kararı açıkça karşı tarafa bırakmak: "Ne yapacağın senin kararın" cümlesi, özerkliği geri verdiği için direnci belirgin biçimde azaltır.
- Kapıyı açık bırakmak: "İstersen konuşuruz, yardım gerekirse buradayım" demek, konuyu kapatmadan baskıyı kaldırır.
Sonrasında Ne Yapmalı?
Bir kez söyledikten sonra en zor kısım gelir: beklemek. Çoğu insan, söylediği şeyin hemen karşılık bulmasını ister. Oysa değişim kararı çoğu zaman söylenen anda değil, aylar sonra ve genellikle başka bir tetikleyiciyle verilir. O anda söylenmiş cümlenin bir tohum gibi orada durduğunu bilmek, ısrar etme dürtüsünü azaltır.
Bu bekleme sırasında yapılabilecek en yararlı şey, davranışı değil ilişkiyi beslemektir. Sürekli tek bir konu üzerinden kurulan ilişki daralır; başka alanlarda kurulan iyi temas ise, değişim kararı geldiğinde destek istenecek kişinin siz olmanızı sağlar.
Örnek Olmanın Sessiz Etkisi
Söz ile davranış arasında bir çelişki varsa, karşı taraf her zaman davranışa bakar. Buna karşılık, hiçbir şey söylemeden kendi düzenini değiştiren kişi çoğu zaman beklenmedik bir etki yaratır. Bunun nedeni basittir: örnek, baskı içermez. Karşı taraf kendini savunmak zorunda hissetmediği için gördüğünü rahatça değerlendirebilir.
Bu etkiyi güçlendiren birkaç davranış vardır:
- Kendi değişikliğinizi ilan etmemek, sadece uygulamak
- Karşı tarafa da uygulamasını beklediğinizi ima etmemek
- Sorulduğunda kısa ve iddiasız cevap vermek
- Ortak alanlarda seçeneği kolaylaştırmak, ama zorunlu kılmamak
Bırakma Noktası
Her çabanın bir sınırı vardır. Aşağıdaki durumlarda ısrarı sürdürmek ilişkiye zarar vermekten başka sonuç üretmez:
- Aynı konuşma defalarca yapılmış ve hiçbir şey değişmemişse
- Konu her açıldığında tartışmaya dönüşüyorsa
- Karşı taraf açıkça konuşmak istemediğini söylüyorsa
- Çaba, sizin kendi hayatınızın merkezine yerleşmeye başladıysa
Bu noktada bırakmak, umursamamak değildir. "Ben bu konuda ne düşündüğümü söyledim, karar senin" tutumu hem kişiyi hem ilişkiyi korur. Ayrıca çoğu zaman, baskı kalktığında karşı taraf konuyu ilk kez kendi başına düşünmeye başlar.
Bir davranışı değiştirme kararını yalnızca o davranışı sürdüren kişi verebilir; çevresindekiler bu kararı ancak kolaylaştırabilir ya da zorlaştırabilir.
Kendi Payımızı Görmek
Son olarak, sık atlanan bir nokta vardır: bazen değiştirmek istediğimiz şey karşı taraf için değil, bizim rahatımız içindir. Bunu ayırt etmek için sorulacak soru şudur: Bu değişiklik olmazsa gerçekten zarar gören kim?
Cevap "o" ise, bir kez söylemek ve sonra bırakmak doğru yaklaşımdır. Cevap "ben" ise, bu artık bir tavsiye değil, ihtiyaç konuşmasıdır ve öyle kurulmalıdır. İkisini karıştırmak, hem konuşmayı hem ilişkiyi bulanıklaştırır. Netlik ise, ısrarın yapamadığı şeyi çoğu zaman tek bir konuşmada başarır.